Kalabalıklar

kalabaliklarİnsanların çok büyük bir çoğunluğu lider karakter özelliklerinden yoksundur. Farkındalık seviyeleri de bu nedenle oldukça düşüktür. Bu durum onlara korkak bir karakter kazandırır. Bu tarz insanların yönetilmesi gerekir. Kalabalıkların ortaya çıkışındaki en önemli neden işte bu yönetilme ihtiyacıdır. Öte yandan, kalabalıkların bitmek tükenmek bilmeyen, büyük ve kapsamlı bir gücü vardır. Bu güç doğru şekilde, insan onuruna yakışır bir biçimde kontrol altında tutulduğu zaman siyasi anlamda sürdürülebilir bir yönetim sistemi oluşturulabilir. Aksi takdirde, farklı bir yapıyı temel alan siyasi yönetim sistemleri o ya da bu şekilde yıkılmaya mahkumdur. Hiçbir yönetim sistemi kalabalıklara rağmen ayakta kalamaz. Bu sistemleri çalıştıracak güce sahip olan kalabalıklar, yeterli farkındalık düzeyine ulaştıklarında birkaç liderin önderliğinde aynı sistemleri yıkacak güce de sahiptirler. Herşey sadece zaman meselesidir.
Yazının tamamını okuyun »

İnsanların Vahşileştirilmesi

sevgiBu yazıda sevginin insan doğası üzerindeki önemimine vurgu yapılmaktadır. Bunun için suç ve günah kavramlarına başvurulmuştur. Günah kavramı dini çağrışımından öte felsefi bir şekilde ele alınmıştır.

Kalbi tamamen kararmış bir kişi güzellik ve zerafetin ince detaylarını farkedemez. Bu detaylar ise sevginin barındığı bir kalp ile farkedilebilir. Uğraşlar güç gerektirir. Güçlü olmak ise bazı duyguların erozyonu ve kalbin katılaşması anlamına gelir. Ancak, her zaman sevgiye bir yer bırakılmalıdır, insan olduğumuzu unutmamak için.

Bazı alıntılar yapalım:

Moishe, LaPointe’a dönüyor. “Cladue, sence en büyük günah nedir?”

LaPointe başını sallıyor. “Beni bu konunun dışında bırakın. Günah hakkında hiçbir şey bilmiyorum.”

David, “Ah!” diyor. “Günah nedir bilmeyen bir adam! Sıkıcı hayat!”

Moishe, “Peki o halde suç” diye ısrar ediyor. “En büyük suç ne?”

LaPointe omuz silkiyor.

“Cinayet mi?” Papaz Martin soruyor.

“Hayır, cinayet değil. Cinayet ender kriminaldir. Demek istiyorum ki…

Yazının tamamını okuyun »

Orta Düzey Kalabalıkların Gücü

DemokrasiBu yazının ana konusu Elitizm’dir. Trevanian’ın dünyaca ünlü Şibumi adlı kitabından alıntılar yapılmıştır. Alıntılar, kitabın ilk bölümü olan Fuseki’nin 117 ve 118’inci sayfalarından yapılmıştır. Gerçekten, tüm dünya üzerinde ciddi fanatikleri olan Şibumi’nin benim için de anlamı büyüktür. Şibumi Japonca bir kelimedir ve tercümesi anlatılması güç çağrışımlar içerir. En temel anlamıyla Şibumi, Japoncada sade bir zerafet ve sadeliğin oluşturduğu mükemmellik veya güzellik anlamına gelir. Şibumi felsefesine göre mükemmellik ancak kusursuz bir sadelik ile yakalanabilir. Sonucu etkilemeyen ve sonuca faydası olmayan her eylem ve düşünce israftır. Bu tarz israflar gereksiz yere karmaşaya sebep olur. Bu nedenle, mükemmeliyetten uzaklaşılarak, potansiyel hatalara davetiye çıkaran, yalınlıktan uzak bir ortam meydana gelir. Bu tarz israflardan arındırılmış yalın bir ortam Şibumi’nin temelini oluşturur, yalınlık burda anahtar kelimedir. Ayrıca, kitabı okumak isteyen kişilerin, okumadan önce Go oyunu hakkında biraz bilgi sahibi olmasını öneririm. Kuralları çok basit bir oyundur, ancak aynı zamanda oyuncunun karakteriyle özdeşleşmiş sonsuz sayıda stratejiye izin vermesinden dolayı ustalaşması oldukça zordur.

Elitizm ve Şibum’in ilişkisi mükemmeliyetçilik kavramıyla kurulur. Mükemmele en yakın yönetim, farklı alanlarda mükemmele en yakın olan Elitler tarafından sağlanabilir. Şibumi, Demokrasi gibi çoğunluk oyunun galip geldiği sistemleri “Kalabalıkların Zorbalığı” (Tyranny of the majority) olarak görür ki bu Yazının tamamını okuyun »

Maydan Okumak

AMeydanOkumakçık tehlikelerle dolu bir ortamda, insanların tehdit altında olduklarını farketmeleri güç değildir. Bu tarz bir tehdit altında olduğunu hisseden insanın iki seçeneği vardır:

  • Tüm tehlikeleri göze alarak tehditi yaratan güç odaklarına meydan okumak. Böylece, kendisi ve destekçileri için daha yaşanılabilir bağımsız bir ortam oluşturmaya çalışmak.
  • Tehdite boyun eğerek karşısındaki güç odağının ona dayattığı ortamı ve kuralları kabul etmek.

Bilinmezlerle ve belirsizliklerle dolu bir ortam insanların tehdit algısını güçlündirir. Bu tarz bir ortamda, tehdit altında olduğunu hisseden insanın iki seçeneği vardır:


  • Belirsizliğin doğurduğu potansiyel tehliklere meydan okuyarak kendi güvenli ve bağımsız ortamını yaratmak için uğraş vermek.
  • Başkasının yarattığı güvenli ortama o kişinin egemenliğini ve kurallarını tanıyarak sığınmak.

Tehditin yönü, şiddeti veya niteliği farklı olabilir. Ama tüm durumlara karşı gösterilen davanışlar iki gruba ayrılabilir:

2008 Finansal Krizi

FinansalKrizBu yazıda, 1980’li yılların başından günümüze, kimilerine göre tarihin gördüğü en büyük saadet zinciri olan Finansal Serbestleşme (Financial Deregulation) politikaları ve bu politikaların sonuçları yer almaktadır. Finansal serbestleşme, en basit anlamda devlet denetim ve kontrolünün finans piyasaları üzerinde azaltılması ve/veya ortadan kaldırılması anlamına gelmektedir. Hala kalıcı bir çözümün bulunamadığı 2008 Küresel Finansal Kriz bu politikaların en acı sonucunu oluşturmaktadır. Bu krizle birlikte dünyanın mevcut finansal yapısı sorgulanmaya başlanmış ve kapitalizm dışında alternarif ekonomi modelleri tartışılır hala gelmiştir.

Kapitalizmin “adil” olabilmesi için riske müdehalenin engellenmesi gerekir. Adil rekabet, piyasa riskinin piyasa yapıcıların tümü tarafından belirlendiği bir piyasa ortamında sağlanabilir. Ama eğer sermaye  piyasanın birkaç oyuncusunun elinde toplanmaya başlarsa, bu oyuncular  lobicilik gibi çeşitli siyasi faaliyetler ve piyasada yarattıkları spekülasyonlar ile piyasa içerisindeki bazı şirketlerin özel riskini kendi lehlerine manipüle edebilir ve geçici olarak çok yüksek oranlarda haksız kazanç elde edebilirler. Ancak bu sürdürülebilir bir gidişat değildir. Zamanla piyasalar gerçek riske göre tekrar şekillenir ve büyük ekonomik kara delikler oluşur. İşte böyle bir durumda Yazının tamamını okuyun »

İzlanda’nın Çöküşü

İzlanda: 320 Bin Nüfus, 13 Milyar Dolar GSYH, 100 Milyar Dolar Bankalarda batan para. Refah içerisindeki İzlanda'da 2000 yılında hükümet finansal serbestleşme (financial deregulation) politikalarını uygulamaya başladı. Bu politikalar ekonomi ve doğal çevre açısından korkunç sonuçlar doğurdu. İlk önce Alcova gibi çok uluslu ortaklıkların devasa Alüminyum işleme tesisleri kurmasına ve bu tesislerin elektrik ihtiyacı için ülkenin jeotermal ve hidroelektrik kaynaklarını sömürmesine izin verildi. Aynı zamanda İzlanda’nın en büyük üç bankası (Islandsbanki, Kauping, Glitnir) hükümet tarafından özelleştirildi. Bu özelleşirmenin sonucu olarak ise finansal serberstleşme adına tarihin gördüğü en büyük deney yapılmış oldu. Beş yıl içerisinde, İzlanda dışında hiçbir faaliyet göstermemiş bu üç küçük ulusal banka, İzlanda ekonomisinin neredeyse 10 katı düzeyinde, 120 Milyar dolar kredi kullandı. Bu kadar büyük miktarda paranın ülke ekonomisine dahil olması ile büyük bir ekonomik balon oluştu, hisse senetlerinin değeri dokuza katlandı, emlak fiyatları iki katın üzerine çıktı. Ülkenin yerel bankalarından, milyonlarca hatta milyar düzeyine yaklaşan krediler kullanan yapay zenginler İngiltere, Amerika gibi yerlerde çeşitli yatırımlar yaptılar. Yazının tamamını okuyun »

Amerika’da Krizin ortaya Çıkışı

2008 Eylül ayında Amerikan yatırım bankası Lehman Brohers’ın ve dünyanın en büyük sigorta şirketi olan AIG’nin batması  ile küresel finansal kriz tetiklenmiş oldu. Küresel finansal krizin sonucunda dünya ekonomisi durgunluğa girdi. Ekonmik durgunluğun onlarca trilyon dolarlık bir maliyeti oldu. 30 Milyon kişi işini kaybetti ve Amerikanın kamu borcu ikiye katlandı.

Nouriel Roubini (Profesör, NYU Business School): “Eğer sermayenin ve kamunun sahip olduğu servetin yapısı, çalışanların gelirlerinin yapısı açısından krizin maliyetine bakacak olursanız, 15 milyon kişi tekrar açlık sınırının altına itilmiş olabilir. Bu oldukça büyük maliyetli bir krizdir.”

Bu kriz bir kaza olarak ortaya çıkmadı; kontrolden çıkmış bir endüstri tarafından yaratıldı. 1980’lerden buyana, finansal serbestşme ile, Amerikan finansal sektörünün yükselişi giderek ağırlaşan bir krizler serisinin oluşmasına neden oldu. Yükselen finansal sektör karını arttırarak zenginleşirken, onun yarattığı her kriz daha fazla hasar verdi.

Bu Noktaya Nasıl geldik

Bolum1Büyük buhrandan (1929) sonra, hiçbir finansal krizle karşılaşmadan, ABD 40 yıllık bir ekonomik büyüme yaşadı. Bu dönemde finansal sektör sıkı bir şekilde denetleniyordu. Birçok denetçi banka yerel kuruluşlardan oluşmaktaydı ve bu bankaların halkın bankalara yatırmış oldukları mevduatları kullanarak piyasalarda spekülasyon yaratması yasaktı. Hisse senedi ve bono ticaretini yürüten yatırım bankaları küçük ortaklıklardan oluşmaktaydı.

1980’lerde ABD’de finansal sektör büyük bir patlama yaşadı. Yatırım bankaları halka açıldı ve böylelikle kendilerine büyük bir kaynak yarattılar. Wall Street yatırımcıları da giderek zenginleşmeye başladılar.

1981 yılında Ronald Reagan, Merrill Lynch yatırım bankasının CEO’su olan Donald Regan’ı maliya bakanı olarak atadı.

Donald Regan (ABD Maliye Bakanı 1981-1985): “Wall Street ve ABD başkanı aynı bakış açısına sahiptir.Wall Street’in birçok lideri ile konuştum. Onlar da başkanın %100 arkasında duracaklardır.” Yazının tamamını okuyun »

Finansal Balon (2001-2007)

Bolum2Aniden, yıllık yüzlerce milyar dolar, menkul kıymetler beslenme zincirine akar hale geldi. Herkes mortgage kredisi alabildiği için (teminat göstermeye gerek kalmadan) emlak satışları ve emlak fiyatları akıl almaz şekilde arttı. Sonuçta, ortaya dünya tarihinin gördüğü en büyük finansal balon çıktı.

Nouriel Roubini (Profesör, NYU Business School): “Bundan önce son olarak 80’lerde emlak fiyatlarda bir balon oluşmuştu, ancak artan emlak fiyatları nispeten fazla değildi. Bu emlak balonu nispeten şiddetli bir ekonomik durgunluğa sebep oldu. 1996-2006 yılları arasında ise ev fiyatları iki katına çıktı”

Robert Gnaizda (Eski Direktör, Greenlight Institute): “Goldman Sachs, Bear Stearns, Lehman Brothers, Merril Lynch.. hepsi bu işin içindeydi. Subprime kredilerinin miktarı, tek başına, son 10 yılda, yılda 30 Milyar dolardan yılda 600 Milyar doların üzerine çıktı. Neler olduğunun farkındaydılar.” 

Yazının tamamını okuyun »

10 Kasımın Anısına

AtaturkTarihin bazı dönemlerinde, kendilerine özgün kişilikleri ile sıradışı insanlar dünyaya gelir. Bu insanlar bulundukları çağın karanlığında güneş gibi parlar. Sıradışı fikirleri onları diğerleri arasında yalnızlaştırır. Bu nedenle, son ana kadar fikirlerini herkese açmaktan çekinirler. Adımlarını dikkatli atarak, hedeflerine stratejik bir şekilde ulaşırlar.

 

Yalnızca, gerçekleri olduğu gibi görecek bilgi birikimi ile, bu gerçekleri dile getirecek cesarete sahip olmak yetmez. Ayrıca, önderlik vasıflarına da sahip olmak gerekir. Önderliğin zorluk derecesi bir ulusun kaderini değiştirebilecek kadar üst seviyelere çıkabilir. Sonra insanlar, o büyük sorumluluğu üzerlerinden atıp, yüzlerini ona dönerek “Şimdi ne yapacağız?” diye sorarlar. Yazının tamamını okuyun »

←Önceki